Çocuğunuz eve gelip öğretmenin haksızlık ettiğini, teneffüste kimsenin onunla oynamadığını ya da en yakın arkadaşının birden onu görmezden gelmeye başladığını söylüyor. Daha ikinci cümlesini bitirmeden siz tavsiyeye başlamışsınız: Öğretmene söyle, başkasıyla oyna, zaten o kız sana layık değil. Sevgiden geliyor. Ama çoğu zaman çocuğunuz susuyor, "Boş ver" diyor ya da odadan çıkıyor. Sorun çözülmedi ve bir dahaki sefere belki size hiç getirmeyecek.
Neden önemli
Çocuklar canlarını yakan bir şeyi paylaştıklarında ilk ihtiyaçları nadiren bir çözümdür. İlk ihtiyaç anlaşılmaktır. Hayal kırıklığı ya da öfkeyle dolmuş bir çocuk, duygusu duyulup biraz yatışmadan seçenekler üzerine net düşünemez. Erken gelen tavsiye, "duyguların bir an önce kurtulmamız gereken bir sorun" gibi duyulabilir.
Aileleri uzun yıllar gözlemleyen psikolog John Gottman, "duygu koçu" adını verdiği ebeveynleri tanımladı. Bu ebeveynler çocuğun üzüntüsünü yakınlaşmak için bir fırsat olarak görüyor, sorun çözmeye geçmeden önce duyguya isim koymasına yardım ediyordu. Gottman'ın aktardığına göre bu çocuklar daha çabuk sakinleşiyor, arkadaşlarıyla daha iyi anlaşıyor ve okulda daha başarılı oluyordu. Carl Rogers'ın çalışmalarından doğan "etkin dinleme" fikri de aynı gözleme dayanır: İnsanlar doğru anlaşıldıklarını hissettiklerinde daha iyi çözümlere kendileri ulaşır.
Uzun vadeli bir sebep de var. Margaret Kerr ve Håkan Stattin'in ergenlerle yaptığı araştırma, ebeveynlerin çocuklarının hayatı hakkında bildiklerinin büyük kısmının sorgulamaktan ya da kontrol etmekten değil, ergenlerin kendi isteğiyle anlattıklarından geldiğini gösterdi. Yedi yaşında iyi dinlemek, on beş yaşında gerçeği duyabilmek için yapılmış bir yatırımdır.
Bugün deneyin
- Mümkünse elinizdeki işi bırakın. Çocuğunuza dönün, bilgisayarın kapağını indirin, soğan doğramaya bir an ara verin. O an gerçekten imkânsızsa bunu söyleyin ve bir zaman verin: "Bunu gerçekten duymak istiyorum. Şu telefonu bitirmem için beş dakika ver, sonra tamamen seninim."
- Duyduğunuzu geri yansıtın. Onun sözlerini ve altındaki duyguyu kendi cümlenizle söyleyin: "Yani ona yer ayırdın, o da gidip başkasının yanına oturdu. Bu gerçekten kırıcı olmuş." Olayları onun anlattığı gibi kabul etmek zorunda değilsiniz; nasıl hissettirdiğini kabul etmeniz yeter.
- Küçük kapı aralayıcılar kullanın. "Hım." "Öyle mi?" "Anlat bakalım." Bu kısa karşılıklar, yön vermeden kanalı açık tutar. İlk şikâyet çoğu zaman asıl mesele değildir.
- Çözümü, nasihati ve "iyi tarafından bak"ı erteleyin. "Sen ona ne yaptın peki?", "Bizim zamanımızda çok daha kötüsü vardı" ya da "Pazartesiye unutursun bunu" demekten kaçının. Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bunların her biri çocuğunuza susmasını söyler.
- Tavsiye vermeden önce sorun. Çocuğunuz içini döküp biraz sakinleşince sorun: "Fikir mi istersin, yoksa daha çok içini mi dökmek istedin?" Pek çok çocuk, özellikle ergenler, ikincisini seçer. Fikir isterse, kendi önerinizden önce "Sen şimdiye kadar neler düşündün?" diye sorun.
Pratikte nasıl görünür
Kerem, on beş yaşındaki kızı Ece'yi voleybol antrenmanından arabayla eve getiriyor. Ece telefonuna bakıyor, sonra telefonu kucağına bırakıyor. "Yeni bir grup kurmuşlar, beni eklememişler."
Kerem içinden gelen tepkiyi hissediyor: Yeni arkadaşlar bul, o kızlar zaten sana hiç iyi davranmadı, bırak şu telefonu. Geçmesine izin veriyor. "Yeni bir grup, sen olmadan," diyor. "Evet. Herkes var. Duru bile." "Duru bile. Bu insanın içine dokunur." Ece bir süre yola bakıyor. "Duru'nun doğum günü için söylediğim şey yüzünden herhalde. Biraz kötü konuşmuştum." "Hım," diyor Kerem, başka bir şey demiyor. "Ona yazsam mı? Gruba değil, sadece ona." "Bence çok düşünceli bir fikir. Ne yazacağını birlikte mi düşünelim, yoksa kendin mi halletmek istersin?" "Kendim," diyor Ece, ama neredeyse gülümsüyor.
Kerem hiçbir şeyi çözmedi; hikâyenin tamamını da ancak Ece anlatmayı seçtiği için duydu. Düzeltmek yerine yansıtarak kızına, sorundaki kendi payını ve atacağı adımı kendisinin bulacağı alanı açtı. Ece'nin kendi bulduğu bu adımı atma ihtimali, babasının önereceği bir adımı atma ihtimalinden çok daha yüksek.
Yaşa göre
- 0–2 yaş: Dinlemek burada çoğunlukla ağlamalara, işaretlere ve ilk kelimelere kulak vermektir. Size ne anlattığını düşünüyorsanız adını koyun: "Kırmızı değil, mavi bardağı istedin. Bu sinir bozucu." Ona, iletişimin karşılık bulduğunu öğretiyorsunuz.
- 3–6 yaş: Onun seviyesine eğilin ve anahtar kelimelerini tekrar edin: "Kulen yıkıldı, Mert de güldü." Kısa tutun.
- 7–11 yaş: Bu yaştaki çocuklar arkadaşlık ve adalet üzerine uzun, dolambaçlı hikâyeler anlatır. Bitirmesine izin verin. Yorum yapmadan önce özünü özetleyin: "Yani seni en çok üzen, kimsenin senin tarafını sormaması."
- 12–16 yaş: Ergenler çoğu zaman beklenmedik anlarda açılır: gece geç saatte, arabada, siz yemek yaparken. Bırakabildiğinizi bırakın. Anlattıklarını anında yargılamaktan kaçının ve tavsiye vermeden önce izin isteyin. Size bir sonraki sırrını açmasını sağlayan, sizin sakin tepkinizdir.
Zorlandığınızda
"Ama bazen gerçekten tavsiyeme ihtiyacı var." Kesinlikle, ve vereceksiniz de. Önce dinlemek, yol göstermenin yerine geçmez; yol göstermenin karşılık bulmasını sağlar. Anlaşıldığını hisseden bir çocuk "Belki şu işine yarar" cümlesini çok daha kolay duyar. Zorbalık, kendine zarar verme ya da tehlikede biri gibi bir güvenlik meselesi varsa devreye girersiniz; ama yine de dinleyerek başlarsınız ki resmin tamamını görebilesiniz.
"Geri yansıtmak yapay geliyor, terapist gibi." Bir kalıba dönüşürse öyle gelebilir. Sözleriniz doğal ve size ait olsun. "Of, hiç adil değil," "Bıkman çok normal" ya da anlayışlı bir iç çekiş, bir duyguyu özenle kurulmuş bir cümleden çoğu zaman daha iyi yansıtır.
"Çocuğum sadece şikâyet ediyor, dünyanın haksız olduğunu onaylamamı istiyor." Bir duyguyu kabul etmek, her iddiaya katılmak demek değildir. "Maç boyunca hakemin sana karşı olduğunu hissettin" diyebilirsiniz; "haklısın, öyleydi" demeden. Duygu kendi anını yaşadıktan sonra çocuklar genellikle başka bir açıyı düşünmeye daha hazır olur.
Sık yapılan hatalar
- Hemen teselliye koşmak. "Bir şey yok," "Önemli değil," "Saçmalama" teselli etmek için söylenir ama çocuğa duygularının yanlış olduğunu öğretir. Önce duyguya isim verin; teselli sonra gelebilir.
- Sorguya çekmek. Art arda sorular ("Kim dedi? Sen ne yaptın? Öğretmene söyledin mi?") çocuğu zanlı gibi hissettirir. Her seferinde tek bir yumuşak soru yeter.
- İzin almadan anlatmak. Çocuğunuzun size açtığı şeyi kardeşine, anneanneye ya da başka bir veliye anlatmak, kapıyı kapatmanın en hızlı yoludur. Güvenlik söz konusu değilse sırlarını saklayın.
Tek cümleyle
Düzeltmeye çalışmadan önce anlamak için dinlediğinizde, çocuğunuz dertlerini size getirmenin güvenli olduğunu öğrenir ve getirmeye devam eder.
Kaynaklar
- Gottman, J. ve DeClaire, J., "Raising an Emotionally Intelligent Child: The Heart of Parenting" (kitap, 1997)
- Kerr, M. ve Stattin, H., "What Parents Know, How They Know It, and Several Forms of Adolescent Adjustment: Further Support for a Reinterpretation of Monitoring" (Developmental Psychology, 2000)
- Faber, A. ve Mazlish, E., "How to Talk So Kids Will Listen and Listen So Kids Will Talk" (kitap, 1980)