ParentAI
‹ 30 günün tümü

30 günün 8. günü · 2. Hafta · Duygular

Duygunun Adını Koyun, Fırtına Dinsin

7 dk okuma

İki yaşındaki çocuğunuz muz ikiye bölündü diye avazı çıktığı kadar ağlıyor. On yaşındaki oğlunuz servisten iniyor, çantasını fırlatıyor ve akşama kadar tek kelime etmiyor. On beş yaşındaki kızınız okuldaki herkesin "sahte" olduğunu mırıldanıyor. Her seferinde ilk refleksimiz aynı: Bir an önce bitsin. "Muz yine muz işte." "Hadi ama, o kadar da kötü olamaz." "Abartıyorsun." Bunları iyi niyetle söyleriz ama nadiren işe yarar. Genellikle daha iyi işleyen şey çok daha yavaş ve çok daha basittir: Çocuğunuzun ne hissettiğini düşündüğünüzü yüksek sesle söylemek.

Neden önemli

Psikiyatrist Daniel Siegel ve ebeveyn eğitimcisi Tina Payne Bryson bu yaklaşımı "adını koy ki yatışsın" (name it to tame it) sözüyle yaygınlaştırdı. Fikir şu: Güçlü bir duygu bastırdığında beynin alarm veren bölümleri direksiyona geçer; plan yapan, akıl yürüten ve sakinleştiren bölümler ise geçici olarak devre dışı kalır. Duyguyu kelimelere dökmek, bu düşünen bölümleri yeniden konuşmaya dâhil ediyor gibi görünür. Matthew Lieberman ve ekibinin yetişkinlerle yaptığı beyin görüntüleme çalışmalarında, üzücü bir fotoğraftaki duyguyu yalnızca adlandırmanın, fotoğrafa sadece bakmaya kıyasla beynin alarm merkezlerinden amigdaladaki etkinliği azalttığı görüldü.

Çocuklar bu adlandırmayı henüz kendi başlarına yapamaz; bizim kelimelerimizi ödünç alırlar. Psikolog John Gottman aileleri yıllarca inceledi ve "duygu koçluğu" adını verdiği bir tarzı tanımladı: Ebeveyn çocuğun duygusunu fark eder, bunu yakınlaşmak için bir fırsat olarak görür, çocuğun duyguyu adlandırmasına yardım eder, sonra da birlikte sınır koyar ya da sorunu çözer. Duygu koçluğu yapan ebeveynlerin çocukları daha çabuk sakinleşme, daha iyi odaklanma ve akranlarıyla daha iyi geçinme eğilimindeydi.

Bir duyguya ad koymak onu onaylamak değildir, pes etmek de değildir. "Ekran süresi bitti diye çok kızgınsın" cümlesinin sonunda ekran yine kapanır. Değişen şey, çocuğunuzun karşısında kendisiyle tartışan değil onu anlayan birini bulmasıdır. Anlaşıldığını hisseden çocuğun kavga edecek çok daha az sebebi kalır.

Bugün deneyin

  1. Çözmeden önce durun. Çocuğunuz üzgün olduğunda bir çözüm, bir teselli ya da nasihat sunmadan önce bir nefes alın. Çözüm sonra da gelebilir; geldiğinde genellikle daha iyi karşılanır.
  2. Duyguyu hafifçe adlandırın. Hüküm vermek yerine tahmin yürütün: "Çok hayal kırıklığına uğramış görünüyorsun" ya da "Dışarıda bırakılmış gibi hissettin herhalde." Bu yumuşak ton, çocuğunuzun sizi düzeltmesine alan açar; bu da doğru tahmin etmek kadar değerlidir.
  3. Sebebiyle birleştirin. Duygu anlamlı geldiğinde çocuklar daha çabuk sakinleşir: "Kule tam bitmek üzereyken yıkıldı diye çok sinirlendin." Bu, duygusunun bir sebebi olduğunu, rastgele ya da utanılacak bir şey olmadığını söyler.
  4. Sonra susun. Arkasından bir "ama" ve bir ders eklemeyin. Birkaç saniyelik sessizlik işini yapsın. Çocuk çoğu zaman derin bir nefes verir, size yaslanır ya da bilmediğiniz kısmı kendisi anlatır.
  5. Sonraki adıma birlikte geçin. Ateş düştüğünde bir yol önerin: "Sarılalım mı, yoksa kuleyi yeniden mi yapalım?" Büyük çocuklara: "Fikir mi istersin, yoksa sadece anlatmaya mı ihtiyacın vardı?"
  6. Kendi duygularınıza da ad koyun. Sıradan anlarda kendinizi anlatın: "Bu trafik beni çok sinirlendirdi. Yavaşça bir nefes alacağım." Çocuklar hem kelimeleri hem de büyüklerin de duyguları olduğunu ve bunlarla baş ettiğini her gün duyarak öğrenir.

Pratikte nasıl görünür

On yaşındaki Kerem servisten iniyor, eve girip odasına geçiyor. Annesi Selin "Okul nasıldı?" diye soruyor. "İyi." Akşam yemeğinde Kerem tabağındaki pilavı çatalıyla bir o yana bir bu yana itiyor. Sonunda ağzından kaçıyor: Sınıfın neredeyse tamamı cumartesi Arda'nın doğum günü partisine gidiyor, onu ise çağırmamışlar.

Selin'in aklından ilk geçen "Zaten Arda iyi bir arkadaş değil" demek. Onun yerine sandalyesini oğluna doğru çeviriyor. "Ah Kerem. Bu çok koymuş olmalı. Herkesin gittiğini, senin gitmediğini öğrenmek." Kerem omuz silkiyor. "Umurumda bile değil." Selin bekliyor. "Umurunda olsa çok normal olurdu." Uzun bir sessizlik, sonra: "Emre herkesin önünde bana 'Sen de geliyor musun?' diye sordu." "Yani hem dışarıda kalmış hem de utanmış hissettin." Kerem başını sallıyor ve okuldan beri ilk kez omuzları iniyor.

Cumartesi ne yapacaklarını ancak bundan sonra konuşuyorlar ve Emre'nin kardeşini halı sahaya çağırmayı öneren Kerem'in kendisi oluyor. Selin ona ne hissetmesi ya da ne yapması gerektiğini hiç söylemedi. Kırgınlığa ve utanca ad koyarak bu duyguları, Kerem'in yeniden düşünebileceği kadar hafifletti.

Yaşa göre

Zorlandığınızda

"Adını koyarsam duygu büyümez mi?" Birçok ebeveyn "korktun" demenin korkuyu ekeceğinden ya da büyüteceğinden endişe eder. Oysa duygu zaten oradadır; ona ad koymak genellikle şiddetini azaltır, çünkü çocuğunuzun anlaşılmak için daha yüksek sesle bağırmasına gerek kalmaz. İlk anda işler kızışırsa sesinizi sakin tutun ve devam edin. Çoğu zaman bu, dalga çekilmeden önceki son kabarmadır.

"Ya yanlış duyguyu söylersem?" Sık sık söyleyeceksiniz ve bunda sakınca yok. "Kızgın görünüyorsun" dediğinizde "Kızgın değilim, üzgünüm" cevabını almak bir başarıdır: Çocuğunuz kendi duygusunu adlandırdı. Yüksek sesle tahmin etmek, anlamaya çalıştığınızı gösterir; çocuğunuzun hissettiği de bu çabadır.

"Ergen kızım 'Beni analiz etme' diyor." Ergenler bir tekniği hemen fark eder. Kitap cümlelerini bırakın, kendi doğal sesinizle konuşun: "Of, çok sinir bozucuymuş" ya da sadece "Zormuş." Tek cümle, ardından sessizlik ya da bir tabak meyve. Şimdi cevap vermeyebilir ama gece on birde konuyu kendisi açabilir.

Sık yapılan hatalar

Tek cümleyle

Çocuğunuzun duygusunu sakin bir sesle kelimelere döktüğünüzde, ona henüz kendi başına ulaşamadığı beyin bölümünü ödünç verirsiniz ve fırtına çoğu zaman dinmeye başlar.

Kaynaklar

Bu makale genel bilgilendirme amaçlıdır; tıbbi veya psikolojik tavsiye yerine geçmez. Çocuğunuz için endişeleniyorsanız bir doktora ya da uzmana danışın.